Yaşam Öyküsü


Tayfun Gültekin, en büyük yapıtların insanın evrim yolunda hayatının akışında ortaya çıktığını söylerken; çağımızın senfonik müzik anlayışında değişiklikler yaparak Anadolu Medeniyetleri Müziği’nin armonisini, melodilerini bozmadan ortaya çıkarmıştır.

Tayfun Gültekin Sivas’ta üç çocuklu bir ailenin son üyesidir. Cumhuriyet’in ilk yıllarına tanıklık eden albay bir baba ( Fuat Gültekin) ve dönemin ilk öğretmenlerinden Halide Gültekin’in oğludur. Dört yıla yakın bir süre Sivas’ta ikamet eden aile Fuat Bey’in askerlik vazifesi dolayısı ile Bitlis’e, oradan da Siirt’in Kurtalan İlçesi’ne taşınır. Beş yaşında ilkokul öğrenimine başlayan Gültekin; yine babasının görevi sebebi ile Gaziantep’te öğrenimini sürdürür. Çok küçük yaşlardan itibaren oğlunun ritme ve seslere olan yeteneğini fark eden babası, Gazi Eğitim Fakültesi’nden mezun genç bir müzik öğretmeni olan Cabbar Akataş’a durumdan söz eder ve onu oğluyla tanıştırır. Böylece Gültekin müzik eğitimindeki ilk hocasından bir yıla yakın mandolin ve keman eğitimi alır.

Ankara Devlet Konservatuarı sınavlarını üstün bir başarı göstererek kazanan Tayfun Gültekin burada Prof. Nejdet Remzi Atak’ın öğrencisi olur ve keman çalışmalarına başlar.Öğrenciliği süresince Adnan Saygun ile armoni, solfej ve teori çalışmalarına devam eder. Ankara’daki öğrencilik yıllarının ardından İstanbul’a gelen Gültekin için Belediye Konservatuarı yılları başlar. Buradaki eğitimi süresince de Ekrem Zeki Ün ile keman; hocası ve dostu Cemal Reşit Rey ile de kompozisyon çalışmalarını sürdürür.Uzunca bir süre Halk Müziği derlemeleri yapan başarılı müzisyen okul hayatından sonra İsviçre başta olmak üzere neredeyse tüm dünya ülkelerini dolaşır. Klasik müziğin önemli isimlerinden Bach, Mozart,Vivaldi, Paganini gibi ustaların armoni anlayışlarını açığa çıkarır. Aynı biçimde İtalyan, İspanyol, Fransız, Rus armonisini de çalar ve analiz eder.

Kıtalararası bir duyum ve müzik kültürleri armonisi edinen Tayfun Gültekin; esas olarak Anadolu’yu ve halihazırda öteden beri var olan Anadolu medeniyetlerinin binlerce yıllık armonisini gün yüzüne çıkarır. Daha sonraları Türkiye’ye dönen Gültekin İTÜ Devlet Konservatuarı Türk Müziği Bölümü’ne girer ve burayı da başarıyla bitirerek mezun olur. Şehir Tiyatroları müziklerini de yapan başarılı müzik adamı çalışmalarını bu yönde sürdürür. Süregelen dönemde kendi deyimiyle “Toplumun algı dünyasında derin yaralar açan olayları, müzikleri, yanlış birikimleri müziğin doğasından gelen, güzeli açığa çıkarma, bilinci aydınlatma vasıtasıyla dönüştürmeyi esas kılarak 1980 yılında Laleli’de Evrensel Sanatlar Müzik Merkezi’ni kurar. Pek çok başarılı müzik insanını sanatla bütünleştiren Gültekin; yetiştirdiği genç ve yetenekli müzik insanlarını Türkiye ve Dünya’daki önemli konservatuarlara kazandırmıştır.

Müziği; kaynağını pozitif ve sosyal bilimlerden alan ve senteze dayanan bir bilim dalı olarak tanımlayan Gültekin, kariyeri süresince doğadaki sesleri, tınıyı analiz ederek daima insanı toplumu, sosyal yaşama dair gerçeklikleri ele alır. Beste çalışmalarında kullandığı motifler insanların bizzat yaşadığı sosyal hadiseleri içerir. Çevre katliamını tema edinen 1969 yılında yazdığı “ Dünyaya Bin Çare “ buna örnek verilebilir. Müzisyen eserinde havanın suyun ölümünden bahseder ve ormanların yanıp yok oluşunu anlatır.

Usta müzik insanı, genç müzisyen adaylarına gelecek müzik yaşamları için şunları salık veriyor:

‘’Özgün bir yapıt ortaya çıkarmak için çok çalışmak gerekli, bir melodi bir anda ortaya çıkabilir. Fakat onu geliştirmek ayları belki de yılları alabilir. Evrensel beğenide yapıtlar ortaya çıkarabilmek için dünya insanlığının kültür birliğini oluşturan yapıtlarda olduğu gibi, bizimde yaratacağımız yapıtlarımızı, bilimsel temellere oturtmalı ve evrensel beğeniyle ulusal öğeleri kaynaştırarak yoğurmalıyız, tek amacımız bu olmalıdır. Halkımızla kaynaşarak onların sanat ve müzik beğenilerini geliştirmek ancak elbirliğiyle ve yozlaşmış müzik anlayışına karşı çıkarak olasılık kazanacaktır.’’


‘’Bir sesin içinde kaybolmak, bir aşkın içine girmek gibi’’

  - Tayfun Gültekin